Tarih: 6 Ekim 2026
**Adalet Askıda, Demokrasi Tehdit Altında: Yönetenler Hesap Vermekten Kaçınıyor!**
Bugün ülkemiz, derinleşen bir hukuksuzluk sarmalı, yaygınlaşan yolsuzluk iddiaları ve demokratik değerlerden uzaklaşan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyadır. Hak ve Adalet Partisi olarak, milletimizin yaşadığı bu çalkantılı döneme sessiz kalmamız mümkün değildir. İktidarın keyfi uygulamaları ve hesap vermekten kaçınan tavrı, ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir.
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Son saatlerde aldığımız bilgiler, ülkenin yönetiminde adalet ve şeffaflık ilkelerinin nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Merkezi Hakem Kurulu Başkanı'nın manipülasyon, mobbing, evrakta sahtecilik ve adam kayırma suçlamalarıyla tutuklanması ve bir hakemin daha gözaltına alınması, futbol gibi geniş kitleleri etkileyen bir alanda dahi yolsuzluğun ne denli kök saldığını göstermektedir. Bu vahim tablonun sorumlusu olan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın koltuğunda oturmaya devam etmesi ise kabul edilemez bir pervasızlıktır. Kulüp başkanlarının dahi istifa çağrısı yapması gerekirken sessizliklerini korumaları, bu düzenin bir parçası oldukları şüphesini uyandırmaktadır.
Diğer yandan, belediyelere yönelik arka arkaya gelen operasyonlar siyasetin kriminalize edildiği endişesini güçlendirmektedir. Eyüpsultan Belediye Başkanı dahil 13 kişinin "ihalede fesat", "rüşvet" ve "örgüt üyeliği" suçlamalarıyla tutuklanması, İzmir Bayraklı Belediyesi'ne yapılan operasyonda eski başkan ve ilçe başkanının gözaltına alınması, Mersin'de ise Büyükşehir Belediye Başkanı, Yenişehir ve Mezitli Belediye Başkanlarının da aralarında bulunduğu 50 kişinin tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesi ve bir belediye başkanının tutuklanması, adli sürecin siyasi amaçlarla kullanıldığı şüphelerini derinleştirmektedir. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkındaki siyasi yasak davasının sürdüğü, iktidarın bu makam için adaylar belirlemeye başladığı ve İBB Meclisi'ndeki sandalye dağılımına ilişkin kulis bilgilerinin paylaşıldığı bir dönemde yaşanan bu gelişmeler, millet iradesine yönelik açık bir tehdittir.
Bütün bunların yanında, yüksek makamlardaki isimlerin karıştığı “fon krizi” skandalında, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın görevinden istifa etmesine rağmen ifadesine dahi başvurulmaması ve "gönüllülük esasına göre" iade hesapları açılması, suçluların korunmaya çalışıldığı intibaını yaratmaktadır. Yolsuzluğun bu denli göz göre göre üstü örtülmeye çalışılırken, ülkemizin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı, kamuoyuna içeriği açıklanmayan ve Meclis onayından geçmeyen Mekke İttifakı kapsamında askerlerimizin Yemen'e gönderilmesi kararı ise milli güvenliğimiz açısından büyük riskler taşımaktadır.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
Türkiye'de demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri her geçen gün daha da ağır darbeler almaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararlarının alt derece mahkemeleri tarafından "yetki gaspı" olarak nitelendirilerek uygulanmaması, yargının bağımsızlığının ve Anayasa'nın üstünlüğünün nasıl hiçe sayıldığının en çarpıcı göstergesidir. Yargı mercilerinin AYM'yi yetki gaspıyla itham etmesi, anayasal düzene karşı yapılmış kabul edilemez bir eylemdir. Bu durum, hukuk sistemimizin temel direklerini sarsmakta, vatandaşın adalete olan inancını temelden dinamitlemektedir.
Belediyelere yönelik art arda yapılan operasyonlar ve muhalif belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar, yargının siyasetin bir aracı haline getirildiği endişesini güçlendirmektedir. Seçimle iş başına gelmiş yöneticilerin, mesnetsiz iddialarla görevden alınmaya çalışılması veya tutuklanması, demokratik seçimlerin anlamını yok etmektedir. Bu tür uygulamalar, hukukun üstünlüğünü değil, iktidarın üstünlüğünü tesis etme gayretidir.
Fon krizi ve TFF skandalında gördüğümüz gibi, iktidara yakın isimlerin yolsuzluk ve manipülasyon suçlamalarından yargı önüne çıkarılmaması, ya da "gönüllü iade" gibi yöntemlerle aklanmaya çalışılması, bu ülkede adalet duygusunu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Hukuk herkes için eşit ve tarafsız uygulanmadığı sürece, demokrasiden ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Milli iradeye aykırı olarak, parlamentonun yetkileri gasp edilerek uluslararası anlaşmalar yapılması ve ülkemizin bilmediği bir savaşa sürüklenmesi, demokrasiye ve hesap verebilirliğe vurulan ağır bir darbedir.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ülkemiz, yönetenlerin sınırsız yetkilerine karşın sorumluluk almadığı, seçim derdi varken geçim derdine çözüm bulmaktan uzak durduğu bir "varlar ve yoklar" ülkesine dönüşmüştür. Kağıt üzerinde pek çok ekonomi programı ve tasarruf tedbirleri genelgesi olmasına rağmen, ortada ne ciddi bir icraat ne de bu tedbirlere uyan bir yönetim bulunmaktadır. Çakarlı makam araçlarına binen fiyakalı yöneticiler çoğalırken, liyakatli ve işinin ehli insanlar ise sistemin dışına itilmektedir. İstatistik kurumlarına güvenin kalmadığı, yurt dışı seyahatlerin bol olduğu ancak ülkeye yatırım çekilemediği bir dönemden geçmekteyiz.
Soma'da yaşanan ve 5 işçimizin yaşamını yitirdiği maden göçüğü, bu çarpık düzenin insan hayatına mal olan en acı örneklerinden biridir. Denetimsizlik, güvensiz çalışma koşulları ve kar hırsının bedeli, yine emekçilerin canıyla ödenmiştir. Sorumluların tutuklanması elbette önemlidir, ancak asıl sorun, benzer faciaların önlenmesi için köklü ve kalıcı tedbirlerin alınmamasıdır.
Fon krizi gibi yüksek profilli yolsuzluklar, toplumdaki adaletsizlik duygusunu daha da derinleştirmektedir. Milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşurken, sistemin mağduru durumundayken, iktidara yakın isimlerin kolay yoldan zenginleştiği iddiaları ve bu iddiaların üstünün kapatılması çabası, halkımızı umutsuzluğa sürüklemektedir. Partimiz, bu sistemin yarattığı mağduriyetleri ve çaresizlikleri görmekte, halkımızın hak ettiği refah ve adil düzen için mücadele etmektedir.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin içine sürüklendiği bu karanlık tablodan çıkışın ancak tam bir demokrasi, gerçek bir hukuk devleti ve toplumsal adaleti tesis etmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Millet iradesinin gasp edildiği, yargının siyasallaştığı ve yolsuzluğun sıradanlaştığı bir düzende kalıcı bir refah ve huzur sağlanamaz.
Partimiz, tüm yolsuzluk iddialarının şeffaf bir şekilde ve hiçbir ayrım gözetmeksizin soruşturulmasını, sorumlular kim olursa olsun adaletin karşısına çıkarılmasını talep etmektedir. Yargının bağımsızlığı tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde güvence altına alınmalı, Anayasa Mahkemesi kararlarına riayet edilmesi sağlanmalıdır. Belediyeler üzerinde kurulan siyasi baskılara son verilmeli, seçilmişlerin iradesine saygı duyulmalıdır.
Ekonomik sorunların çözümü, şeffaf, hesap verebilir ve liyakate dayalı bir yönetim anlayışıyla mümkündür. Gerçekçi politikalarla vatandaşımızın geçim derdine derman olunmalı, kaynaklar ranta değil, üretime ve istihdama yönlendirilmelidir. İş güvenliği sağlanmalı, maden kazaları gibi trajedilerin bir daha yaşanmaması için gerekli tüm tedbirler tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır. Hak ve Adalet Partisi olarak bizler, demokratik değerlere sıkı sıkıya bağlı, hukukun üstünlüğünü temel alan, her alanda liyakati esas alan ve tüm vatandaşlarımızın refah içinde yaşadığı bir Türkiye inşa etmek için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Hak ve Adalet Partisi Basın Bürosu - Raman Ali Avcı (Genel Başkan Yardımcısı)
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================