Tarih: 29 Eylül 2026

**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**

Bugünkü Türkiye gündemi, iktidarın yıllardır süregelen politikalarının bir sonucu olarak derinleşen yolsuzluk, usulsüzlük ve mali çöküş iddialarıyla doludur. Son gelişmeler, başta fon vurgunu skandalı olmak üzere, birçok alanda devletin nasıl çürütüldüğünü gözler önüne sermektedir. Merkezi Hakem Kurulu Başkanı ve 7 üyesi hakkında mobbing ve resmi belgede sahtecilik suçlamasıyla başlatılan soruşturma ve gözaltılar, spor alanındaki yozlaşmanın boyutunu göstermektedir. Bir yandan da Sayıştay raporlarıyla genel sağlık sigortası primlerinin tahsilatındaki hatalar, sahte iş yerleri ve sahte sigortalılar üzerinden yapılan usulsüzlükler gün yüzüne çıkmakta, vatandaşın cebine uzanan haksız kazanç kapıları ifşa olmaktadır.

Öte yandan, bir milletvekilinin ortaya koyduğu fon vurgunuyla ilgili yeni bağlantılar, iktidara yakın isimlerin bu büyük soygunun tam merkezinde yer aldığını bir kez daha kanıtlamıştır. Tutuklu bulunan bir yatırım holding başkanının, eski bir bakanın ailesi ve bir bakan yardımcısı ile olan ilişkileri, devletin finans piyasalarındaki kozmik odasının nasıl çıkar çevrelerinin oyuncağı haline geldiğini göstermektedir. Bu isimlerin bağlantılarının ortaya çıkmasının ardından alelacele görevden alınmaları, suçluluğun zımni bir itirafıdır. Kırıkkale'de Yahşihan Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında eski belediye başkanları da dahil olmak üzere 15 kişinin tutuklanması ise, yerel yönetimlerdeki çürümenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazası soruşturmasında gerçekleşen yeni tutuklamalar, adalet arayışının ne kadar uzun ve çetrefilli bir yol olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**

Ülkemizde demokrasinin ve hukuk devletinin temel direkleri sarsılmaya devam etmektedir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden bağımsız hareket etmesi gereken bir sistemde, iktidarın gücünü kötüye kullanması ve anayasal sınırları zorlaması kabul edilemez. Montesquieu’nün yüzyıllar önce dile getirdiği gibi, iktidarın kötüye kullanılmasını önlemek için iktidarın iktidarı durdurması gerekmektedir. Ancak bugün karşılaştığımız tablo, bu ilkenin ayaklar altına alındığını göstermektedir. Fondaki büyük soygunun başındaki isimlere ilişkin bağlantılar açıkça ortaya konulmuşken, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) üst düzey yöneticilerinin sessizliğini koruması ve iktidara yakın bazı isimler hakkında suç duyurusunda bulunmaması, adalet mekanizmasının nasıl siyasallaştığının en acı göstergesidir.

Geçmişte büyük finansal vurgunlara izin veren ve 830 milyar TL'lik bir sermayenin 455 binden fazla vatandaşın mağduriyetiyle buharlaşmasına göz yuman SPK'nın, bugün de sorumluları tam olarak tespit edip yargıya teslim etmek yerine, göstermelik adımlar atması düşündürücüdür. Fon yöneticilerinin milyarlarca lirayı yurt dışına kaçırdığı iddiaları karşısında devletin elini çabuk tutması ve uluslararası varlık kurtarma mekanizmalarını devreye sokması hayati önem taşımaktadır. Ancak görünen o ki, çalınan paraların peşine düşmek yerine, zaman kazanma ve delilleri karartma eğilimi ağır basmaktadır. Merkezi Hakem Kurulu'ndaki gözaltılar ve yerel yönetimlerdeki yolsuzluk soruşturmaları, bir yandan yolsuzlukla mücadele ediliyor izlenimi verse de, asıl büyük balıkların hala dokunulmazlığını koruduğu endişesini taşımaktayız. Hukukun üstünlüğünden uzaklaşıldıkça, vatandaşın adalete olan inancı her geçen gün daha da zayıflamaktadır.

**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**

Vatandaşlarımız, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı ve işsizlik gibi temel ekonomik sorunlarla boğuşurken, bir yandan da böylesine büyük vurgunların ve yolsuzlukların bedelini ödemektedir. Fon vurgunu, halkın küçük birikimlerinin nasıl açgözlü bir azınlık tarafından gasp edildiğinin acı bir örneğidir. 455 bin 758 yatırımcının 830 milyar TL'sinin buharlaşması, sadece bireysel kayıplar değil, tüm topluma verilen bir zarardır. Bu sistem, adeta yasal bir kumarhaneye dönüştürülmüş, birileri servetine servet katarken, milyonlarca insan mağdur edilmiştir. Çalınan paraların İsviçre bankalarına kaçırılması ve bu durum karşısında yetkililerin aciz kalması, ülkemizin mali itibarını ve güvenliğini tehdit etmektedir.

Futbol camiasında yaşananlar da ekonomik çöküşün farklı bir boyutunu sergilemektedir. Bir kulübün borcunun bir yılda 9.5 milyar TL'den 28 milyar TL'ye fırlaması ve toplam borcun 41 milyar TL'ye ulaşması, sadece spor ekonomisindeki değil, genel ekonomideki kötü yönetimin ve hesap vermezliğin bir yansımasıdır. Öngörülen bütçe açıklarının her yıl katlanarak artması, geleceğe yönelik kaygıları derinleştirmektedir. Sayıştay'ın genel sağlık sigortası primlerindeki usulsüzlük tespiti ise, sosyal güvenlik sistemimizin ne kadar kırılgan olduğunu ve vatandaşın sağlık hakkının nasıl göz ardı edildiğini göstermektedir. Sahte iş yerleri ve sahte sigortalılar üzerinden prim tahakkuku yapılmaması veya yanlış tahakkuklar, hem kamu zararına yol açmakta hem de hak eden vatandaşların mağduriyetine neden olmaktadır. Ülkemizin maden ocaklarında işçilerimizin can güvenliğinin hiçe sayılması sonucu yaşanan göçükler, emekçilerimizin yaşam mücadelesini dramatik bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ekonomik ve sosyal sorunlar, iktidarın halktan kopuk, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak yönetim anlayışının doğrudan bir sonucudur.

**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**

Hak ve Adalet Partisi olarak, tüm bu yaşananların sorumlusunun mevcut iktidar olduğunu açıkça ifade ediyoruz. Ülkemiz, yolsuzluk batağına saplanmış, liyakatsiz kadrolar tarafından yönetilmekte ve vatandaşımızın hakları gasp edilmektedir. Partimiz, bu çürümüş düzenin son bulması için kararlı bir mücadele verecektir.

Öncelikle, fon vurgunu başta olmak üzere tüm yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının üzerine kararlılıkla gidilmelidir. Yargı süreçleri bağımsız ve tarafsız bir şekilde işletilmeli, hiçbir siyasi baskı veya torpil kabul edilmemelidir. İktidara yakın dahi olsa, suç işlediği tespit edilen herkes derhal hesap vermeli, çalınan her kuruş faiziyle birlikte milletimize geri kazandırılmalıdır. SPK ve benzeri düzenleyici kurumların bağımsızlığı sağlanmalı, liyakatli ve dürüst kadrolarla yeniden yapılandırılmalıdır.

Demokrasi ve hukuk devletinin yeniden tesis edilmesi, Hak ve Adalet Partisi'nin en temel önceliğidir. Anayasal sınırlar içinde kalınarak güçler ayrılığı ilkesi eksiksiz uygulanmalı, yargının bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır. Milletvekillerinin Meclis kürsüsünden dile getirdiği yolsuzluk iddiaları görmezden gelinmemeli, tüm yetkililer halka şeffaf bir şekilde hesap vermelidir.

Ekonomik ve toplumsal sorunların çözümü için, partimiz kapsamlı bir üretim ekonomisi modeli önermektedir. Spekülatif finans piyasalarının değil, alın terine dayalı gerçek üretimin desteklendiği, sosyal adaletin sağlandığı bir ekonomik yapıya geçiş zorunludur. Sosyal güvenlik sistemimizdeki aksaklıklar giderilmeli, tüm vatandaşlarımızın sağlık ve sosyal güvencesi tam olarak sağlanmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konularında sıfır tolerans ilkesi benimsenerek gerekli tüm önlemler alınmalı, emekçilerimizin can güvenliği en öncelikli konu haline getirilmelidir. Hak ve Adalet Partisi, bu ülkenin tüm vatandaşları için adil, şeffaf ve refah içinde bir gelecek inşa etme kararlılığındadır.

Hak ve Adalet Partisi Basın Bürosu - Raman Ali Avcı (Genel Başkan Yardımcısı)

================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================