Tarih: 26 Ocak 2026
**Millet Açlık Sınırında, Şirketlere Kıyaklar Devam Ediyor: Adalet Yorgun, Hukuk Susturulmuş!**
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Bugün Türkiye'nin siyasi gündemi, çelişkiler, adaletsizlikler ve ulusal değerlere yönelik tehditlerle dolu. Bir yanda milli gururumuz HÜRJET'in başarılı testleri ile göklere yükselen umutlar filizlenirken, diğer yanda 61 yıllık emektar C-130 kargo uçağımızın düşmesi sonucu şehit verdiğimiz askerlerimizin acısı, yıllardır çözülemeyen çürümüşlükleri bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu acı tablo, "İtibardan tasarruf olmaz" diyenlerin, milletin can güvenliğini ve askerlerimizin emanet edildiği ekipmanın güncelliğini göz ardı eden yaklaşımlarını sorgulatıyor.
Aynı saatlerde, ülkenin temel değerlerine yönelik sinsi saldırılar devam etmektedir. Tuzla Piyade Okulu'nda yaşananlar, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyen genç teğmenlerimizin haksız yere ihraç edilip, mahkeme kararlarıyla bile görevlerine dönemezken, Atatürk fotoğrafı takmayan ve Ulu Önder'e saygı duymadığını açıkça ifade eden teğmenlerin mahkeme kararıyla görevlerine iade edilmesi, vicdanları kanatmaktadır. Bu durum, devlet kurumlarımızdaki liyakat ve adalet anlayışının nasıl derin bir yara aldığını gösteriyor.
Dış politikada ise bölgemizdeki dengeler aleyhimize işliyor. Suriye'de, terör örgütlerinin elindeki stratejik bölgelerin ABD tarafından 'El Şara yönetimine' devredilmesi, sınırlarımızdaki tehditlerin şekil değiştirdiğini ve mevcut iktidarın dış politikasının milli menfaatlerimizi yeterince koruyamadığını kanıtlıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin geleceği ve güvenliği açısından ciddi kaygılar uyandırmaktadır.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
Hukukun üstünlüğünün ve adaletin temel direkleri olan demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri, ülkemizde her geçen gün daha da aşınmaktadır. Tuzla Piyade Okulu'nda yaşananlar, yargının dahi siyasi etkiler altında kaldığını gösteren çarpıcı bir örnektir. Milli değerlere sahip çıkan teğmenlerimizin mağdur edilmesi ve görevine iade edilmemesi, hukuki garabetin ötesinde, ordumuzun içine sızdırılmaya çalışılan ideolojik ayrışmanın tehlikeli boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu kabul edilemez durum, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumsal yapısına ve milletimizin güvenine büyük bir darbe vurmaktadır.
İktidarın, kendi çıkarları doğrultusunda kavramları yeniden tanımlama ve gerçekleri çarpıtma eğilimi, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini hiçe saymaktadır. "Görev zararı" ifadesinin "görevlendirme gideri" olarak değiştirilmesi, adeta bir "sihirbazlık" hilesiyle halkın gözünü boyama çabasıdır. Bu durum, kamu kaynaklarının nereye, ne şekilde harcandığı konusundaki şüpheleri artırmakta, devlet yönetimindeki keyfiliği ve denetimsizliği gözler önüne sermektedir.
İhale şirketlerinin 70 milyar liralık borcunun bir kalemde silinmesi kararı ise, hukukun ve adaletin yalnızca belli kesimler için işlediği algısını güçlendirmektedir. Açlık sınırında yaşam mücadelesi veren emeklilerimize "kaynak yok" denilirken, yandaş şirketlere böyle bonkörce kıyaklar yapılması, hukukun değil, gücün devleti yönettiği acı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Hak ve adalet duygusu bu kadar yara almışken, demokratik bir hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ekonomik eşitsizlik ve toplumsal adaletsizlik, mevcut iktidarın yirmi dört yıllık yönetiminin en yıkıcı sonuçlarından biridir. Milyonlarca emeklimiz açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilirken, onlara "kaynak yok" bahanesi sunulması, milletin vicdanında derin yaralar açmıştır. Ancak aynı iktidar, kamudan ihale alan şirketlerin 70 milyar liralık borcunu tek bir kalemle silerek, kendi yandaşlarına "şapur-şupur" kaynak aktarmaktan çekinmemiştir. Bu durum, bir avuç azınlığın servetini katlarken, büyük çoğunluğun yoksulluk girdabına sürüklenmesinin en somut kanıtıdır.
"Görev zararı" kılıfıyla örtbas edilen "görevlendirme giderleri", teoride üreticiyi desteklemeyi amaçlarken, pratikte yandaşlara aktarılan bir rant kapısına dönüşmüştür. Piyasa faizinin çok altında verilen kredilerin arasındaki devasa farkın bütçeden karşılanması, halkın vergilerinin çarçur edilmesi anlamına gelmektedir. Eğer bu harcamalar amacına ulaşsaydı, Türk tarımı bugün altın çağını yaşıyor olurdu. Oysa gerçekler ortadadır: çiftçimiz borç sarmalında, yüksek girdi maliyetleri altında eziliyor, üretimden çekiliyor, köyler boşalıyor ve ithalat bağımlılığımız her geçen gün artıyor.
Türkiye'de servetin bu denli eşitsiz dağılması, sosyal barışı tehdit etmekte ve toplumda derin bir kutuplaşmaya yol açmaktadır. Az sayıda milyarderin servetinin, ülkenin en yoksul milyonlarca vatandaşının toplam servetinden fazla olması, ekonomik adaletin tamamen yok edildiğini göstermektedir. Ülkemiz az üretmekte, çiftçimiz emeğinin karşılığını alamamakta ve işsizlik kronik bir sorun haline gelmiştir. Bu tablo, mevcut ekonomik modelin iflas ettiğini ve radikal değişimlere ihtiyaç duyulduğunu haykırmaktadır.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin içine sürüklendiği bu çürümüşlük ve adaletsizlik sarmalından kurtarılması için kararlılıkla mücadele ediyoruz. Partimiz, önce hak ve adaletin tesisi için siyasetin ve yargının bağımsızlığını şartsız savunacaktır. Tuzla Piyade Okulu'nda mağdur edilen tüm vatansever teğmenlerimizin haklarının iadesi ve sorumluların hesap vermesi sağlanacak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarını zedeleyen her türlü müdahaleye son verilecektir. Atatürk'ün değerleri ve mirası, ordumuzun ve milletimizin temel direği olarak korunacaktır.
Ekonomik alanda, "kaynak yok" denilerek halkın sırtına yüklenen yükümlülüklerin haksızlığını görüyor, bu durumun düzeltilmesi için acil adımlar atılmasını talep ediyoruz. Şirket borçlarının bir kalemde silinmesi gibi vicdansızca uygulamalara derhal son verilecek, kamu kaynakları yandaşlara değil, gerçek ihtiyaç sahiplerine, emeklilerimize, çiftçimize ve dar gelirli vatandaşlarımıza aktarılacaktır. "Görevlendirme gideri" adı altında kamu bankaları aracılığıyla yapılan şeffaf olmayan harcamalar denetim altına alınacak, bu fonlar gerçekten tarımımızı ve üreticimizi ayağa kaldıracak mekanizmalarla kullanılacaktır.
Partimiz, üretim ekonomisini önceleyen, çiftçimizin ve sanayicimizin emeğinin karşılığını aldığı, katma değerli üretime odaklanan bir ekonomi modeli benimseyecektir. Kaynakların adil dağıtıldığı, servet eşitsizliğinin azaltıldığı, yoksulluğun değil refahın yaygınlaştığı bir Türkiye inşa edeceğiz. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde, şeffaf, hesap verebilir ve liyakat esaslı bir yönetim anlayışıyla ülkemizi hak ettiği çağdaş seviyeye taşıyacağız.
Saygılarımızla,
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================