Tarih: 24 Ocak 2026

Hak ve Adalet Partisi Basın Bürosu

**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**

Bugün Türkiye'nin gündemi, ulusal birliğimize ve bağımsızlığımıza yönelik açık tehditler ile uluslararası arenadaki çalkantılı gelişmelerin gölgesinde şekillenmektedir. Geçtiğimiz hafta yaşanan ve ulusal onurumuzu derinden yaralayan Nusaybin’deki alçakça Türk Bayrağı saldırısı, göz göre göre yapılan bir provokasyonun acı bir sonucudur. Güya Türkiye'nin partisi olan DEM Parti'nin, Suriye sınırında gerçekleştirdiği grup toplantısının hemen ardından PKK unsurlarının şanlı bayrağımızı indirme ve çiğneme cüretini göstermesi, tesadüften öte, "Al sancağımızı söndürme niyetlerinin" alçakça bir provasıdır. Bu durum, "PKK’lılara af, Apo’ya özgürlük" söylemleriyle şımartılan terör yandaşlarının nereye kadar gidebileceğinin hazin bir göstergesidir.

Bu utanç verici tablo, ne yazık ki geçmişteki hatalı politikaların bir tekerrürüdür. 2013'teki "İkinci Açılım Süreci" adıyla anılan dönemde, Nusaybin'de askeri araçlara teröristlerin ateş açmasından, Diyarbakır'da Türk bayrağının gönderden indirilip yere atılmasına ve Lice'de bir teröristin heykelinin dikilmesine kadar uzanan bir dizi olay yaşanmıştı. Tarih bize, terörle mücadelede tavizci yaklaşımların sadece terör örgütünü cesaretlendirdiğini ve ulusal değerlerimize saldırılara zemin hazırladığını açıkça göstermektedir. Partimiz, bu tür hadiselerin bir daha yaşanmaması için gereken kararlılığın sergilenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Öte yandan, dünya siyasetinde de gerilimler tırmanmaktadır. Bir dünya devinin başkanının, kendi dışındaki ülkeleri "posta koyma" cüretini göstererek, bir ülke başkanını kaçırıp kendi hapishanelerine tıkması, uluslararası hukuk ve devlet egemenliği açısından kabul edilemez bir pervasızlığın örneğidir. Dünya genelinde milyonlarca insanın bu şahsın ruh hastası olduğuna inanması, uluslararası düzenin ne denli kırılgan bir zeminde olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu tür tek taraflı ve saldırgan eylemler, küresel barışı tehdit etmekle kalmayıp, ülkelerin içişlerine karışma riskini de beraberinde getirmektedir.

**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**

Demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri, bir ülkenin temel direkleridir ve bu direklerin sarsılması, toplumsal güveni ve adaleti zedeler. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun bombalı saldırı sonucu katledilişinin üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen, bu karanlık cinayetin arkasındaki asıl güçlerin ve eylem talimatını verenlerin hala tam olarak ortaya çıkarılamamış olması, hukuk devletimizin vicdanındaki derin bir yaradır. Kardeşi Avukat Ceyhan Mumcu’nun devletin bazı adımlar attığını belirtmesine rağmen, faillerin sadece birinin cezaevinde olması ve olayın tam anlamıyla aydınlatılamamış olması, soru işaretlerini ortadan kaldırmamaktadır. Büyük cinayetlerin üzerindeki sis perdesi aralanmadıkça, "devletin olayın arkasında olabileceği" yönündeki yorumlar maalesef güçlenmeye devam edecektir. Adaletin tam tecelli etmediği her durum, hukuk devleti ilkesini baltalamaktadır.

Hukuk devleti ilkesinin bir diğer önemli ayağı, gücün tek elde toplanmaması ve kararların şeffaf, demokratik süreçlerle alınmasıdır. Ülkemizde uyuşturucuyla mücadele karnesi olarak sunulan bir raporda dahi, haşhaş ve kenevir ekim yerlerinin artık Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenmesi gibi düzenlemeler, demokratik denetim mekanizmalarının zayıfladığına işaret etmektedir. Toplumsal sağlığı doğrudan etkileyen ve hassasiyet gerektiren bu tür konuların tek bir karar vericinin inisiyatifine bırakılması, şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından ciddi endişeler doğurmaktadır. Özellikle Osmanlı sultanlarının yetiştiği Manisa'nın Şehzadeler ilçesi gibi bölgelerde uyuşturucu madde ekim alanı oluşturulması, kültürel ve toplumsal değerlere aykırı bir yaklaşımdır.

Bu örnekler, demokrasinin ve hukuk devletinin işleyişindeki aksaklıkları ve zaafları gözler önüne sermektedir. Adaletin tam sağlanamadığı, karar alma süreçlerinde şeffaflığın ve denetimin yeterince olmadığı bir ortamda, toplumsal barış ve güvenin tesis edilmesi oldukça güçtür. Partimiz, bu tür sorunların üzerine kararlılıkla gidilerek, gerçek anlamda bir hukuk devletinin ve demokratik bir yönetim anlayışının tesis edilmesi gerektiğine inanmaktadır.

**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**

Ülkemizin ekonomik durumu ve vatandaşlarımızın içinde bulunduğu zorluklar her geçen gün daha da derinleşmektedir. Dünya genelinde yaşanan "3F krizleri" (Gıda, Petrol, Finans) karşısında zafiyetleri bulunan Türkiye, ne yazık ki gıda krizinin de kapılarını aralamıştır. Küresel ısınma ve tarım alanlarının azalması gibi faktörlerle gıda arz güvenliği her zamankinden daha önemli hale gelmişken, iktidarın bu konudaki hatalı politikaları ve tarımsal üretimi yeterince desteklememesi kabul edilemezdir. 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu'nun, tarım desteği için GSYH'nin yüzde birinden az olamayacağı yönündeki amir hükmüne dahi yıllardır uyulmaması, destek tutarının 2024 ve 2025 yıllarında kanunda öngörülen oranın beşte birine kadar düşürülmesi, çiftçimizin ve dolayısıyla milletimizin gıda güvencesini tehlikeye atmaktadır. Bu durum, paranız olsa dahi gıdaya erişimin mümkün olmayacağı ciddi bir krizin habercisidir.

Ekonomik buhranın bir başka göstergesi ise altın fiyatlarındaki fahiş artıştır. Gram altının 7 bin liraya yaklaşması, vatandaşın birikimlerini koruma çabasını yansıtırken, diğer yandan ülkemizin muazzam altın rezervlerinin yabancı şirketlere "peşkeş çekilmesi" büyük bir çelişki ve ihanettir. Türkiye'nin 6 bin 500 ton, yani yaklaşık 400 milyar dolar değerindeki altın potansiyeli varken, 2001 yılından bu yana 500 ton altın üretimine rağmen bu zenginliğin yabancı şirketlere hediye edilmesi, milli servetin göz göre göre çarçur edilmesidir. Siyanürle zehirlenen topraklarımız ve elden giden bu devasa servet karşısında kimsenin ruhu bile duymuyorken, ülkemizin ekonomik geleceği ipotek altına alınmaktadır.

Toplumsal sorunlar cephesinde ise uyuşturucu bataklığı her geçen gün daha fazla gencimizi tehdit etmektedir. Birleşmiş Milletler verilerine göre uyuşturucuya başlama yaş ortalaması dünya genelinde 12 iken, STK'ların Türkiye için 8-10 yaşlarına kadar düştüğünü iddia etmesi vahim bir durumdur. Ancak "Türkiye Uyuşturucu Raporu 2025"te uyuşturucuya başlama yaşının 22 olarak gösterilmesi ve 18 yaş altı çocuklarla ilgili tek satır veriye yer verilmemesi, iktidarın bu büyük toplumsal yarayı örtbas etme çabasını göstermektedir. Bu yaklaşım, sorunun gerçek boyutlarını görmezden gelerek, çözüm üretme iradesini zayıflatmaktadır. Çocuklarımızın geleceği karartılırken, resmi raporlarda gerçeğin gizlenmesi kabul edilemez bir durumdur.

**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**

Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu çok yönlü krizlerin bilincindeyiz ve çözüm yollarını milletimizle paylaşmaktayız. Partimiz, ulusal bütünlüğümüzü, bağımsızlığımızı ve şanlı bayrağımızın kutsiyetini tartışmaya açacak her türlü provokasyona ve terör uzantısı eyleme karşı tavizsiz bir duruş sergileyecektir. Nusaybin’de yaşanan alçakça saldırı, siyasetin terörle arasına kalın bir çizgi çekmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Milli birliğimize kasteden her türlü girişime karşı devletin tüm kurumlarıyla kararlılıkla mücadele etmesi, halkımızın ortak iradesidir.

Adalet mekanizmalarımızın şeffaf, bağımsız ve hesap verebilir olması, Hak ve Adalet Partisi'nin temel önceliklerindendir. Uğur Mumcu gibi nice aydınımızın katledilişinin ardındaki tüm gerçekler aydınlatılmalı, hiçbir dava "faili meçhul" bırakılmamalıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesi sadece kağıt üzerinde kalmamalı, herkes için adalet eşit ve eksiksiz işlemelidir. Yargı süreçlerinin siyasi etki altında kalmasına asla izin verilmemeli, hassas toplumsal konulara ilişkin kararlar demokratik denetimden geçirilmelidir.

Ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm noktasında ise Partimiz, milli kaynaklarımızın yabancılara "peşkeş çekilmesine" asla müsaade etmeyecektir. Ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, milletimizin refahı için kullanılmalı, madenlerimiz stratejik bir yaklaşımla ulusal menfaatler doğrultusunda işletilmelidir. Gıda arz güvenliği, siyaset üstü bir konudur ve tarımsal üretim, 2006 Tarım Kanunu'nun öngördüğü gibi GSYH'nin en az yüzde biri oranında desteklenmelidir. Çiftçilerimiz gerçek anlamda desteklenerek, ülkemiz gıda bağımsızlığına kavuşmalıdır. Uyuşturucu ile mücadele ise şeffaf raporlamalarla ve bilimsel verilerle desteklenmeli, gençlerimizi bu bataklıktan kurtaracak kapsamlı rehabilitasyon ve önleme programları hayata geçirilmelidir. Partimiz, halkın gerçek gündemine odaklanarak, adaletli ve müreffeh bir Türkiye inşa etme vizyonuyla hareket etmektedir.

Saygılarımızla,

 

================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================