Tarih: 16 Ocak 2026
**BİR ÜLKENİN DÜŞÜŞÜ: LİYAKATSİZLİK, İSRAF VE HALKIN SEFALETİ**
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Bugün Türkiye'nin siyasi gündemi, iktidarın ülkenin tarihi ve kültürel mirasına dahi göz diken bencil ve şahsi çıkarlara dayalı yönetim anlayışıyla sarsılmaktadır. Kasımpaşa'daki tarihi Divanhane binası gibi Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal etmiş, denizcilik tarihimizin önemli bir karargahı olan bir yapının, saygın tarihçilerin Deniz Kuvvetleri Müzesi yapılmalı çağrılarına rağmen, "asrın lideri" adına şahsi bir müzeye dönüştürülmesi kabul edilemez. Bu durum, kamu malının şahsi çıkarlar uğruna nasıl pervasızca kullanıldığının acı bir göstergesidir. İktidarın, milletin ortak değerlerini hiçe sayarak kendi PR çalışmalarına alet etmesi, siyasi ahlakın ve vicdanın neresinde durmaktadır?
Bu vahim tabloya ek olarak, iktidar partisinden bir milletvekilinin hem başkanlık görevinden hem de milletvekilliğinden çifte maaş aldığı tartışmaları, siyasetin nasıl bir çıkar kapısına dönüştüğünü gözler önüne sermektedir. Vatandaşlarımız, açlık sınırında yaşam mücadelesi verirken, kamu görevlilerinin birden fazla kaynaktan haksız kazanç sağlaması, devlete olan güveni temelden sarsmaktadır. Bu tür örnekler, liyakat ve adaletin değil, kişisel ilişkilerin ve parti aidiyetinin belirleyici olduğunu acı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Uluslararası alanda yaşanan büyük güçlerin ekonomik çatışmaları, küresel dengelerin nasıl kırılgan olduğunu bir kez daha gösterirken, ülkemizin bu fırtınalı denizde kaptansız bir gemi gibi sürüklenmesi endişe vericidir. Çin ile ABD arasındaki "göze göz, dişe diş" misali yaşanan ticaret savaşları, küresel ekonomiyi derinden etkilerken, iktidarın iç gündeminin kişisel ihtiraslar ve israfla dolu olması, Türkiye'nin bu yeni dünya düzeninde nerede durduğunu sorgulatmaktadır.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
Hukuk devleti ve demokrasi ilkeleri, iktidarın pervasız uygulamalarıyla her geçen gün daha fazla yara almaktadır. Atatürk Orman Çiftliği gibi milletin ortak mirası olan bir arazinin, geçmişte fidan dikimi için toplanan milyarlarca liralık bağışlara rağmen, bugün hızla betona dönüştürülerek bir vakfa tahsis edilmesi ve üzerine üniversite kampüsü inşa edilmesi skandalı, adaletin ayaklar altına alındığının açık kanıtıdır. Üstelik bu konudaki haberlere erişim engeli getirilmesi, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinin nasıl yok sayıldığını göstermektedir. İktidar, kendi yanlışlarını ve yolsuzluklarını gizlemek için basının özgürlüğüne müdahale etmekten çekinmemektedir.
Siyasetteki "döneklik" olgusunun bir ustalığa dönüştüğü, ilkesiz ve omurgasız davranışların prim yaptığı bir dönemden geçmekteyiz. Siyasal ahlakın bittiği, dünün düşmanlarının bugün sıkı fıkı dost kesildiği bu tablonun en büyük mağduru, siyasete olan inancını yitiren milletimizdir. Halkımız, kendi çıkar ve ikbali için pozisyon değiştiren siyasetçileri ibretle izlemekte, gerçek sorunlarına çözüm bulmaktan uzak bu kişisel didişmeleri endişeyle karşılamaktadır. Demokrasi, hesap verebilirliği ve hukukun üstünlüğünü gerektirirken, iktidar her fırsatta bu temel ilkeleri çiğnemektedir.
İş dünyasının ekonomik baskılar altında sessiz kalmaya zorlanması, sivil toplum kuruluşlarının üzerindeki görünmez baskılar ve muhalif seslerin sürekli olarak susturulmaya çalışılması, özgür ve demokratik bir toplumun varoluş şartlarına aykırıdır. Hukukun keyfi uygulanması ve siyasi iradenin her kurumun üzerinde tahakküm kurma çabası, ülkemizi bir hukuk devletinden uzaklaştırmaktadır. Bizim görüşümüz, bu gidişatın sadece hukuku değil, toplumsal barışı ve adaleti de yok ettiğidir.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ülkemizde ne yazık ki toplumun büyük bir çoğunluğu, hayatın her alanında asgari koşullarda yaşamaya mahkum edilmiştir. Asgari ücretin adeta ortalama maaş haline geldiği, emeklilerimizin yarısından fazlasının açlık sınırının altında bir yaşam sürdüğü bu düzen, iktidarın ekonomik başarısızlığının ve sosyal adaletsizliğinin en net göstergesidir. "Kök maaş" gibi akıl almaz uygulamalarla emeklilerimiz her zam döneminde yasal düzenlemeler beklemek zorunda bırakılırken, ÖTV zamları otomatik olarak artırılmaktadır. Bu durum, iktidarın vatandaşın refahını değil, kendi bütçe açıklarını kapatmayı önceliklendirdiğini ortaya koymaktadır.
Ekonomi yönetiminin uyguladığı program, üç yıl geçmesine rağmen beklenen sonuçları verememiş, enflasyon ancak yüzde 31 seviyesine inebilmiştir. Yüksek faizler, kredilerin açılmaması, Türk Lirası'nın değerlenmeye devam etmesi gibi politikalar, iş dünyası üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır. Başarısız geçmiş deneyimlerin aksine, iktidar iş dünyasıyla sağlıklı bir iletişim kurmak yerine, talebi daraltma politikalarıyla ülke ekonomisini kısır bir döngüye sokmaktadır. Özel sektörün desteği olmadan ekonomik programların başarılı olamayacağı gerçeği göz ardı edilmektedir.
Halkımızın yaşadığı ağır geçim şartları, artan yoksulluk ve adaletsiz gelir dağılımı karşısında iktidar, gerçekleri saklama, sorunları görmezden gelme ve hamasi nutuklarla oyalamaya devam etmektedir. Sayılarla süslenmiş sözde kalkınma tabloları, market raflarında eriyen alım gücümüzün ve her geçen gün daha da ağırlaşan yaşam koşullarımızın yanında bir anlam ifade etmemektedir. Halkın güvenini yitiren ve kendi çıkarları için çalışan bir siyaset anlayışının, toplumsal sorunlara çözüm üretmesi mümkün değildir. Cari açık ve döviz açığı gibi kronikleşmiş sorunlar, yanlış ekonomi politikaları yüzünden kalıcı hale gelmiştir.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizi bu karanlık tünelden çıkarmanın tek yolunun, hukuk devletini eksiksiz tesis etmekten, liyakati esas almaktan ve toplumsal adaleti sağlamaktan geçtiğine inanıyoruz. Öncelikle, kamu kaynaklarının şahsi veya parti çıkarları için kullanılmasının önüne geçilmeli, tarihi ve kültürel mirasımız halkın ortak yararına hizmet etmelidir. Divanhane binası, bir "asrın lideri" müzesi yerine, değerli tarihçilerimizin de önerdiği gibi Deniz Kuvvetleri Müzesi olarak düzenlenmeli, milletimizin denizcilik tarihi onurlu bir şekilde temsil edilmelidir.
İktidarın çifte maaş gibi etik dışı uygulamalarına son verilmeli, kamu görevlilerinin her türlü çıkar ilişkisi şeffaf bir şekilde denetlenmelidir. Bizim görüşümüz, siyasetin bir hizmet aracı olduğu ve makamların kişisel zenginleşme kapısı olarak görülmemesi gerektiğidir. Atatürk Orman Çiftliği gibi milletin malı olan arazilerin talanına ve betona kurban edilmesine asla izin verilmemeli, bu tür kararları alanlar ve onaylayanlar hesap vermelidir. Haberlere getirilen erişim engelleri kaldırılmalı, basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti teminat altına alınmalıdır.
Ekonomi politikalarında ise radikal bir değişikliğe ihtiyaç vardır. Yüksek enflasyonu körükleyen, halkı ve iş dünyasını ezen mevcut politikalar terk edilmeli; üretim odaklı, adil gelir dağılımını gözeten ve işsizliği azaltacak sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeli benimsenmelidir. Emeklilerimizin "kök maaş" garabetine son verilmeli, tüm emekli maaşları insanca yaşanabilecek bir seviyeye çıkarılmalı ve zam oranları otomatik, adil bir sisteme bağlanmalıdır. İş dünyasıyla gerçekçi bir diyalog kurulmalı, güven ortamı yeniden tesis edilerek Türkiye'nin potansiyeli harekete geçirilmelidir. Partimiz, bu ülkenin tüm vatandaşlarını kucaklayan, adaletli ve refah dolu bir gelecek inşa etme kararlılığındadır.
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================