Tarih: 13 Ocak 2026
**GÜNÜMÜZÜN KARANLIK GÜNDEMİNDE UMUT IŞIĞI VE ACİL ÇÖZÜMLER ÇAĞRISI**
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Türkiye, siyasi arenada çarpıcı tezatların yaşandığı bir döneme tanıklık etmektedir. Halkın içinden gelen, hiçbir devlet desteği olmaksızın on binleri bir araya getiren mitingler, milletimizin değişim ve adalet özlemini en net şekilde ortaya koymaktadır. Bu büyük katılımlar, iktidarın tüm imkanlarını seferber ederek, örtülü ödeneklerle finanse edildiği iddia edilen hediye paketleriyle "katılımcı topladığı" mitingleriyle keskin bir zıtlık oluşturmaktadır. Bu durum, siyasetin halk nezdindeki güvenilirliğini zedelemekte, eşit koşullarda siyaset yapma ilkesini yok saymaktadır.
Öte yandan, Meclis'te yaşanan milletvekili transferleri, siyasi ahlak ve halkın iradesine saygı konusunda derin yaralar açmaktadır. Partisini terk edip, dün yerden yere vurduğu iktidarın kucağına oturan vekillerin bu davranışları, seçmen iradesini hiçe saymanın en açık örneğidir. Siyasetin zenginleşme ve çıkar sağlama aracı haline gelmesi, ülkemizin temel sorunları karşısında ortak bir duruş sergilemesini engellemekte, demokrasiyi özünden çürütmektedir.
Coğrafyamızdaki gelişmeler de kaygı vericidir. Komşumuz İran'da derinleşen toplumsal hareketlilik, rejimin kontrolünü zorlayan bir istikrarsızlık krizine dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Yaklaşık 560 kilometrelik ortak sınırımız göz önüne alındığında, bu durumun ülkemiz için terör, kaçakçılık, düzensiz göç ve etnik fay hatlarının kaşınması gibi ciddi güvenlik tehditleri oluşturacağı açıktır. Özellikle 30 milyonluk Türk kökenli nüfusun yaşadığı bir İran'da yaşanacak çözülme, ülkemizin zaten ağır olan demografik, ekonomik ve sosyal yükünü katlayacak bir felaket senaryosu demektir. Hükümetin bu potansiyel tehlikeye karşı yeterince hazırlıklı olmadığı endişesi taşımaktayız.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
Ülkemizde demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri, ağır bir sınavdan geçmektedir. Cumhurbaşkanının emrinde olan ve harcamaları hakkında hesap verme zorunluluğu bulunmayan örtülü ödenek, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine tamamen aykırıdır. Bu durum, devlet kaynaklarının kullanımı üzerindeki denetimi ortadan kaldırmakta ve ciddi şüpheleri beraberinde getirmektedir. Vatandaşın vergileriyle oluşan bütçenin, hiçbir denetime tabi olmadan keyfi harcamalara konu olması kabul edilemez.
Milletvekili transferleri meselesi, siyasi partiler yasası ve etik değerler açısından büyük bir boşluk yaratmaktadır. Seçmenler, belli bir parti programı ve ilkesi doğrultusunda oy verdikleri vekillerin, kişisel çıkarlar uğruna saf değiştirmesiyle büyük bir aldatılmışlık hissi yaşamaktadır. Bu durum, temsili demokrasinin özünü zedelemekte, Meclis'in itibarını ayaklar altına almaktadır. Halkın siyasete olan güveni her geçen gün azalmakta, "koltuk ve çıkar" siyaseti normalleşmektedir.
Dünya örnekleri bize, kamu gücünün ve kolluk kuvvetlerinin siyasi emellere alet edilmesinin ne denli tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Bir ülkede federal kolluk güçlerinin, yerel yönetimlerle koordinasyon olmadan, maskeli ve kimliksiz operasyonlar düzenleyerek siyasi rakipleri sindirme aracı haline gelmesi, hukuk devletinin kalbine saplanan bir hançerdir. Bu tür uygulamalar, sadece o ülkenin iç sorununa dönüşmekle kalmaz, evrensel hukuk normlarını da ihlal eder. Ülkemizin bu tür tehlikelerden uzak durması, kurumların bağımsızlığına ve tarafsızlığına sıkı sıkıya sahip çıkması elzemdir. Bağımsız olması gereken kurumların siyasi baskılar altında kalması, ister yurtiçinde TÜİK'in verileri, ister Merkez Bankası'nın faiz kararları üzerinden olsun, güvenilirliği zedelemekte ve sistemin sağlıklı işlemesini engellemektedir.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ekonomik durumumuz, halkımızın büyük çoğunluğu için acı verici bir tablo sergilemektedir. Açlık sınırının 30 bin, yoksulluk sınırının ise 98 bin liraya ulaştığı bir ülkede, en düşük emekli maaşının 20 bin liraya çıkarılmasını "fedakârlık" olarak nitelendirmek, adeta halkın aklıyla alay etmektir. Emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz, işçilerimiz ve memurlarımız, her geçen gün daha da yoksullaşmakta, insanca yaşama mücadelesi vermektedir.
İktidarın, bir yandan milyarlarca liralık vergi borçlarını affetmesi, diğer yandan Suriye, Irak ve Afrika'daki birçok ülkeye milyarlarca dolar dış yardım yapması, vatandaşlarımızın vicdanını derinden yaralamaktadır. Kendi halkının karnını doyurmakta zorlandığı bir dönemde, "milli gelirine göre dünyada en çok dış yardım yapan ülke" unvanıyla övünmek, toplumsal adaletten ne denli uzaklaşıldığının bir göstergesidir. Ülkede paraya para demeyenlerin 9 milyon liralık kol saatleriyle boy gösterdiği bir ortamda, halkın açlık ve sefalet içinde yaşaması, vicdanları kanatmaktadır.
Enflasyonla mücadelede de samimi bir duruş sergilenmemektedir. Küresel beklentilerdeki değişimler ve kış koşullarının etkisiyle gıda fiyatlarındaki artışın, enflasyonu daha da yukarı çekeceği öngörülmektedir. Ücretliler, düşük tarife dilimleri nedeniyle yılın ilk aylarında daha yüksek vergi dilimine girerek, gelirlerinin büyük bir kısmını devlete aktarmak zorunda kalmaktadır. Bu adaletsiz vergilendirme sistemi, bordro mahkumlarını her geçen gün daha da fakirleştirmekte, alım güçlerini eritmeye devam etmektedir. Faiz kararlarının bağımsızlığını yitirmesi de ekonomik belirsizliği artırmaktadır.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin içinde bulunduğu bu karanlık tabloyu aydınlatmak için buradayız. Öncelikle, kamu kaynaklarının kullanımında tam şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini hayata geçireceğiz. Örtülü ödenek uygulamasının denetlenebilir ve şeffaf bir yapıya kavuşturulması, yolsuzlukla mücadelemizin temel direklerinden olacaktır.
Demokrasimizi güçlendirmek için, seçmen iradesinin temsilini yozlaştıran milletvekili transferleri gibi uygulamalara son verilecek yasal düzenlemeler yapacağız. Siyasi partilerin halka karşı sorumlu olduğu, vekillerin seçildikleri partinin ilke ve programlarına bağlı kalması gerektiği bir siyaset anlayışını yeniden tesis edeceğiz. Milletin vekili olmak, zenginleşme veya koltuk kapma yarışı değil, halka hizmet ve adalet mücadelesi olmalıdır. Ülkemizin milli egemenliğini ve güvenliğini tehdit eden dış gelişmelere karşı, partimiz sağlam ve milli bir duruş sergileyecektir. İran gibi komşu ülkelerde yaşanabilecek krizlere karşı önleyici tedbirler alacak, sınırlarımızı güvenli hale getirecek, düzensiz göç ve terör risklerine karşı kararlı bir mücadele yürüteceğiz. 1993 yılında cesaretiyle vatan evlatlarımızın güvenliğini sağlamak için hiçbir bahaneye sığınmadan göreve atılan komutanlarımızın ruhuyla, ülkemizin her türlü tehdide karşı hazırlıklı olmasını sağlayacağız.
Ekonomide ise vatandaşın refahını artıracak adımlar atacağız. Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan tek bir vatandaşımız kalmayana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Emeklilerimizin ve asgari ücretlilerimizin insanca yaşayacağı maaşları garanti altına alacak, vergi adaletini sağlayacağız. Ücretlilerin üzerindeki haksız vergi yükünü hafifletecek, tarife dilimlerini günümüz koşullarına göre yeniden düzenleyeceğiz. Zengin şirketlerin vergi borçlarını affetmek yerine, adil bir vergi sistemiyle kamu gelirlerini artıracak, bu kaynakları kendi vatandaşlarımızın eğitimi, sağlığı ve refahı için kullanacağız. Partimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün "asıl mücadele şimdi başlıyor" sözünden ilhamla, ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarma, adalet, eşitlik ve özgürlük ilkelerini her alanda hâkim kılma mücadelesinin ikinci dönemini başlatmaya kararlıdır.
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================