Tarih: 3 Ocak 2026
**TÜRKİYE YÖNETİMİNİN İFLASI VE HALKIMIZIN GİDEREK ARTAN MAĞDURİYETİ**
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Yeni yıla girerken Türkiye'nin en büyük dış politika sorunlarından birinin Suriye olacağı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Mevcut iktidarın geçmişte Suriye'deki rejimi yıkma ve değiştirme yönündeki hevesli, dünya ve Türk kamuoyundan dahi gizleme gereği duymadığı çabaları, bugün 933 kilometrelik sınırımız boyunca bitmeyen sorunlara yol açmıştır. “Şam’da Emevi Camisi” hayalleriyle başlayan bu maceranın sonucunda, Esad ailesinin iktidarı yıkılmış, servetiyle birlikte Rusya’ya kaçtığı iddia edilmiş, ancak bölgedeki istikrarsızlık Türkiye’nin kucağında kalmıştır. Bu basiretsiz dış politikanın ülkemizin başına açtığı belaların bedelini yine aziz milletimiz ödemektedir.
Diğer yandan, yerel yönetimlerde halkla bütünleşmenin ve gerçek hizmetin ne denli kıymetli olduğunu gösteren örnekler de vardır. Eskişehir'i bir Avrupa kentine dönüştüren ve halkın sevgisini kazanan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in siyasetten emekliliğini açıklaması, particilikten öteye geçen, liyakat ve halkla doğrudan bağ kuran siyasetin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Dünyanın en güvenli ve yaşanabilir kentleri arasında yer alan Eskişehir, doğru yönetimin ve vatandaş odaklı hizmetin nasıl fark yarattığının canlı kanıtıdır. Ne yazık ki, böylesine başarılı örnekler, merkezi yönetimin genel tablosuyla tezat oluşturmaktadır.
Ülkemizin güvenlik gündemi de iç açıcı değildir. 2002 yılında Van’da ortaya çıkarılan ve El Kaide’nin Türkiye yapılanmasını gün yüzüne çıkaran olay, terörün uluslararası boyutunu ve güvenlik güçlerimizin ne denli kritik bir mücadele verdiğini göstermektedir. Ancak terörle mücadele sadece liderleri ortadan kaldırmakla değil, beslendiği ideolojileri ve arka planı hedef alan köklü politikalarla mümkündür. 1,5 milyar nüfuslu İslam aleminin davası olarak görülen bu tür örgütlenmelerin, sadece fiziki varlıkları değil, zihniyetleri de hedef alan uzun soluklu bir stratejiyle ele alınması elzemdir.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
İktidarın 24 yıllık süreçte inşa ettiği devlet yapısı, adalet, siyaset ve ekonominin yalanlarla cilalandığı, yozlaşmış bir tablo sunmaktadır. “Bizim ittifakımıza oy verin, Türkiye uçacak” vaatlerinin aksine, kurumlar çökertilmiş, eşitlik yok edilmiş ve tek bir kişinin emirleri altında bir demir pençeye dönüşmüştür. Son dönemde diğer partilerden milletvekili ve belediye başkanlarının transfer edilerek "kendini güçlü gösterme imajına" sarılması, iktidarın halktan koptuğunu ve meşruiyetini yitirdiğini açıkça göstermektedir. Bu tür hamleler, demokrasiyi bir oyundan ibaret gören anlayışın ürünüdür.
Milli(!) Eğitim Bakanlığı'nın "hayalet sınıf" operasyonu da, devletin şeffaflık ve adalet anlayışındaki derin sorunları gözler önüne sermiştir. Bakanlık, kendi yarattığı sorunu çözüyormuş gibi davranmakta, "zincir okulları korumak" adına kapatılan özel okulların isimlerini dahi gizlemektedir. Devlet okullarında kilit ders sürelerinin kısaltılmasıyla öğrencileri dershanelere mecbur bırakan, hatta kendi bünyesindeki "hayalet sınıfları" yönetmeliklerle meşrulaştıran bir bakanlığın özel okullara operasyon yapması, trajikomik bir durumdur. Bu, eğitimde fırsat eşitliğini baltalayan ve halkın çocuklarını nitelikli eğitimden mahrum bırakan bir yönetim anlayışının iflasıdır.
Partimiz, ülkemizde adaletin yeniden tesis edilmesi, siyasetin yalanlardan arındırılması ve hukukun üstünlüğünün kayıtsız şartsız sağlanması gerektiğini savunmaktadır. Kurumların liyakat esasına göre yeniden yapılandırılması ve tek adam rejiminin değil, gerçek bir hukuk devletinin hüküm sürdüğü bir Türkiye, en temel hedefimizdir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik, demokratik bir ülkenin vazgeçilmezleridir.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ekonomi yönetiminin 2026 yılını "enflasyonla mücadele açısından son fırsat" olarak görmesi, geçmişteki başarısızlıkların ve 2027'de devreye girecek "seçim ekonomisi"nin halkımızı nasıl bir çıkmaza sürüklediğinin açık itirafıdır. Yılbaşındaki sözde "enflasyon ayarlı vergi artışları ve zamlar", vatandaşın sırtına binen yükü hafifletmekten çok uzaktır. Yıllık enflasyon hedeflerinin sürekli yukarı yönlü revize edilmesi, ekonomi yönetiminin inandırıcılığını yitirdiğini ve halkımızın alım gücünün her geçen gün eridiğini gözler önüne sermektedir.
Ülke ekonomisi, "karnında patlamaya hazır bir cari açık şişmesi" ile karşı karşıyadır. İthal lüks tüketim mallarına ödenen milyarlarca dolar döviz, sanayimizin ve tarımımızın ithal ara ürüne bağımlılığı, mevcut iktidarın gerçekçi ve sürdürülebilir bir ekonomik model yaratamadığını kanıtlamaktadır. Bu durum, "halktan yeniden özveri" istenmesi gerektiği çelişkisini doğurmakta, ancak bu özverinin bedelini yine dar gelirli vatandaşlarımız ödemektedir.
24 yılını tamamlamasına rağmen "biz halkın hizmetkarıyız" sözünün gerçekleşmediği aşikardır. Bunun yerine, seçkinci, halktan kopuk, oligarşik, ithal lüks mal düşkünü, yozlaşmış ve iktidar yandaşlığıyla var olan yeni bir zengin azınlık yaratılmıştır. Eğitimdeki "hayalet sınıf" sorunu da bu tablonun bir parçasıdır; devlet okullarının yetersizliği nedeniyle yıllık 35 bin liradan 300 bin liraya varan dershane ücretleri, milyonlarca aileyi ekonomik olarak darboğaza sokmaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizliği derinleştiren bir faktör haline gelmiştir.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu bu çoklu krizden çıkış yolunun, öncelikle gerçekçi ve akılcı politikalardan geçtiğine inanıyoruz. Suriye politikasında ideolojik saplantılardan uzaklaşarak, ulusal çıkarları ve bölgesel barışı esas alan diplomatik çözümleri önceliklendirmeli, sığınmacı sorununa kalıcı çözümler üretmeliyiz. Komşularımızla sıfır sorun politikasına geri dönmeli, bölgedeki istikrarı kendi ulusal güvenliğimizin bir parçası olarak görmeliyiz.
Demokrasi ve hukuk devletinin yeniden inşası, partimizin en temel prensibidir. Yargı bağımsızlığı eksiksiz sağlanmalı, liyakat ve şeffaflık tüm kamu yönetiminde hakim kılınmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm bakanlıklardaki keyfi uygulamalara ve gizlilik perdesine son verilmeli, kamu kaynakları halkın yararına, şeffaf bir şekilde kullanılmalıdır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı, devlet okulları güçlendirilmeli ve özel okulların denetimi adil bir şekilde yapılmalıdır.
Ekonomide ise, cari açığı kapatacak, yerli üretimi destekleyecek, katma değerli ihracatı artıracak ve istihdam yaratacak uzun vadeli politikalar izlenmelidir. Vatandaşın sırtına yüklenen ağır vergi yükü hafifletilmeli, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilmelidir. İsraf ve yolsuzlukla mücadele edilerek, halktan "özveri" istenmeden önce, kaynakların doğru ve adil kullanıldığı bir ekonomik düzen kurulmalıdır. Hak ve Adalet Partisi, zengin azınlığın değil, tüm vatandaşlarımızın refahını hedefleyen bir ekonomik model vaat etmektedir.
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================