Tarih: 12 Ağustos 2026

**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**

Bugün Türkiye gündemini meşgul eden en önemli konu, iktidarın "yeni çözüm süreci" adını verdiği çerçeve yasanın Meclis'ten geçmesi olmuştur. 467 kabul oyuna karşılık 87 ret oyuyla yasalaşan bu düzenleme, ülkemizin geleceği açısından büyük soru işaretleri taşımaktadır. İktidar partisinin ve DEM Parti'nin ret oyu kullanmaması, Yeni Parti grubunda yaşanan bölünmeler ve muhalif kanattan gelen "iktidara güvensizlik" söylemleri, bu sürecin şeffaflıktan uzak ve samimiyetten yoksun olduğunu gözler önüne sermektedir. Partimiz, böylesine hayati bir meselenin, geçmişte yaşanan acı tecrübeler göz ardı edilerek, milletin vicdanını rahatsız eden kapalı kapılar ardında şekillendirilmesini endişeyle karşılamaktadır.

Öte yandan, dış politikada atılan adımlar da ülkemizi yeni risklere sürüklemektedir. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan "birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır" anlaşması, bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde yeni saflaşmaları işaret etmektedir. Bu tür askeri ittifaklar, sözde "barış ve istikrar" söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılsa da, aslında emperyalist rekabetin derinleştiği ve kapitalist krizin etkilerinin hissedildiği bir süreçte, iktidarın kendi sermaye düzenini güvence altına alma çabası olarak görülmelidir. Ülke ekonomisinin zor günler geçirdiği bir dönemde, milletin kaynaklarının maceracı dış politika hamlelerine harcanması kabul edilemezdir.

Ayrıca, kamudaki israf ve liyakatsizlik de gündemdeki yerini korumaktadır. Bir kamu kurumunun genel müdürlüğünde yaşanan fahiş harcamalar, iktidarın denetimden uzak yönetim anlayışının çarpıcı bir örneğidir. Üst yönetimin özel kalem hizmetleri için kısa bir dönemde milyonlarca lira harcaması ve yolluk bütçesinin katbekat aşılması, milletin vergileriyle yaşanan bu sorumsuzluğu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**

Türkiye'de demokrasi ve hukuk devleti ilkesi, iktidarın baskıcı politikaları altında her geçen gün daha da erimektedir. Muhalif isimlerin, seçilmiş belediye başkanlarının, gazetecilerin ve hukukçuların ya cezaevinde olması ya da sürekli soruşturma ve davalarla karşı karşıya kalması, ülkemizdeki adalet mekanizmasının nasıl siyasallaştığının en net göstergesidir. İktidarın, bir yandan muhalefeti siyaset ringinde köşeye sıkıştırırken, diğer yandan "gelin birlikte çözüm üretelim" çağrısı yapması, samimiyetsizliğin zirvesidir. Gerçek bir uzlaşma, teslimiyetle eşdeğer görülemez; aksine, temel hak ve özgürlüklerin, yargı bağımsızlığının ve millet iradesinin eksiksiz tesisiyle mümkündür.

Bugün Meclis'ten geçen "yeni çözüm süreci" yasası etrafındaki tartışmalar, özellikle tutuklu siyasetçilerin durumu üzerinden hukuk devleti ilkelerine olan inancın ne denli sarsıldığını ortaya koymaktadır. Yasanın kimleri kapsayacağı konusundaki belirsizlikler ve farklı yorumlar, hukuk güvenliği ilkesinin yok sayıldığının açık bir işaretidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Amasya Protokolleri örneğinde gösterdiği gibi, uzlaşma, vatanın bütünlüğünü, bağımsızlığını ve millet iradesini masaya sürmeden yapılır. Ancak mevcut iktidarın pratiği, uzlaşma adı altında muhalifleri sindirme ve kendi ajandasını dayatma girişiminden öteye geçmemektedir.

Toplumsal olaylara yönelik müdahaleler de hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın bir başka göstergesidir. Bir taraftar grubunun lideri hakkında "halkı yanıltıcı bilgi yayma" gibi muğlak suçlamalarla adli kontrol tedbiri istenmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Yaşanan gelişmeler, iktidarın her alanda kontrolü ele geçirme ve muhalif sesleri kısmaya yönelik pervasız adımlarını sürdürdüğünü göstermektedir.

**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**

Ülkemiz, derin bir ekonomik krizin pençesinde kıvranırken, iktidarın öncelikleri halkın gerçek sorunlarından giderek uzaklaşmaktadır. Devlet tiyatroları gibi bir kültür kurumunun yöneticilik makamında dahi liyakat tartışmalarının yaşanması ve milyonlarca liralık fahiş harcamaların ortaya çıkması, kamu kaynaklarının nasıl sorumsuzca kullanıldığının acı bir tablosudur. 2025 yılında 55 milyon TL olarak belirlenen yolluk bütçesinin 177 milyon TL'ye ulaşarak 3.2 kat aşılması, israfın ve denetimsizliğin ulaştığı boyutları gözler önüne sermektedir. Bu harcamalar, milletin temel ihtiyaçlarından kesilerek, şatafat ve keyfilik uğruna heba edilmektedir.

Halkımız geçim sıkıntısı çekerken, hayat pahalılığı her geçen gün artarken, iktidar ve yakın çevresinin kamu imkanlarını pervasızca kullanması vicdanları yaralamaktadır. Milletin zor şartlarda ödediği vergilerin, makam sahiplerinin lüks ve gereksiz harcamalarına gitmesi kabul edilemez. Bu durum, toplumda adaletsizlik ve eşitsizlik duygusunu derinleştirmekte, halkın devlete olan güvenini sarsmaktadır.

Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde, iktidarın dış politikadaki adımları da ekonomik dengeleri daha da bozma potansiyeli taşımaktadır. Bölgesel askeri ittifaklar ve yeni güvenlik stratejileri, ülke kaynaklarını daha da tüketecek ve zaten zor durumda olan vatandaşın sırtına yeni yükler bindirecektir. Partimiz, bu ekonomik yıkımın sorumlularının hesap vermesi ve kamu kaynaklarının şeffaf, hesap verebilir bir şekilde kullanılması için mücadelesini sürdürecektir.

**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**

Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin içinden geçtiği bu kritik dönemde, gerçek bir çözümün ancak demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal adalet temelinde inşa edilebileceğine inanıyoruz. İktidarın samimiyetten uzak "çözüm" arayışlarının, muhalifleri sindirme ve kendi siyasi ajandasını dayatma amacı taşıdığını görüyor, bu tür girişimlere asla prim vermeyeceğimizi ilan ediyoruz. Partimiz, yargı bağımsızlığının tam olarak tesis edildiği, temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz güvence altına alındığı, kimsenin siyasi düşünceleri veya aidiyetleri nedeniyle yargılanmadığı bir Türkiye için mücadele etmektedir. Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, partimizin öncelikli taleplerindendir.

Ekonomik alanda yaşanan yıkımın sorumlusu olan iktidarın, kamu kaynaklarını israf etmesine ve yandaşlarını zenginleştirmesine asla izin verilmemelidir. Partimiz, kamu harcamalarında şeffaflığı, hesap verebilirliği ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını savunmaktadır. Fahiş harcamaların sorumlularının hesap vermesi, kamu kurumlarının liyakat sahibi kadrolarla yönetilmesi ve milletin vergilerinin yine millete hizmet için kullanılması temel ilkemizdir.

Dış politikada ise maceracı adımlar yerine, bölgesel barışı ve istikrarı esas alan, ulusal çıkarlarımızı korurken uluslararası hukuka saygılı bir yaklaşım benimsenmelidir. Partimiz, askeri ittifaklar üzerinden gerilimleri tırmandırmak yerine, diplomasi ve diyalog yoluyla sorunların çözülmesi gerektiğine inanmaktadır. Hak ve Adalet Partisi, Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine bağlı kalarak, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti ilkesini tüm kurum ve kurallarıyla yeniden inşa etme kararlılığındadır.

Hak ve Adalet Partisi Basın Bürosu - Raman Ali Avcı (Genel Başkan Yardımcısı)

================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================