Tarih: 23 Eylül 2026
**Ülkemiz Derin Bir Çöküşün Eşiğinde: Skandallar, Rüşvet ve Hukuksuzlukla Boğuşan Bir Yönetim**
**GÜNÜN SİYASİ GÜNDEMİ**
Bugün ülkemizin siyasi gündemi, derinleşen skandallar, yönetimdeki çatlaklar ve uluslararası alanda yaşanan düşündürücü gelişmelerle doludur. Yüz binlerce vatandaşımızı mağdur eden ve dudak uçuklatan 900 milyar liralık fon vurgunu, iktidar partisinin içindeki liderlik mücadelesini ve sorumluluktan kaçışını gözler önüne sermektedir. Denetimle görevli kurumların geçmişteki vurdumduymazlığı, Adalet Bakanlığı'nın üst düzey isimlerinin akrabalık ilişkileri üzerinden gündeme gelmesi ve bu vurgunu savunan kimi isimlerin hızla devreye girmesi, siyaset-ekonomi-yargı üçgenindeki çarpık ilişkileri açıkça göstermektedir. Bu büyük vurgunun, iktidar partisinin kendi sosyolojik tabanında bile ağır bir bedel ödeteceği gerçeği, artık partinin eski vekil ve yazarları tarafından dahi dile getirilmektedir.
Uluslararası alanda ise, ülkemizin dış politikası adeta bir garabetler silsilesine dönüşmüştür. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, Cumhurbaşkanı'nın terör örgütü olarak kabul edilen bir yapılanmanın liderine övgüler yağdırması ve bu liderin konuşma esnasında salonu ciddiyetsiz bir şekilde takip etmesi, Türkiye'nin uluslararası arenadaki itibarını ağır şekilde zedelemektedir. Bu durum, ülkemizin dış politikada izlediği tutarsız ve sorgulanabilir rotayı bir kez daha gözler önüne sermiş, sözde müttefiklik ve terörle mücadele söylemlerinin samimiyetini tartışmaya açmıştır.
Yine İzmir'de yaşanan belediye skandalları, yerel yönetimlerdeki çürümüşlüğün ve yolsuzluk ağının ne denli yaygın olduğunu göstermektedir. Bir yandan rüşvet ve resmi belgede sahtecilik iddialarıyla onlarca kişinin gözaltına alınması, diğer yandan bağımsız olduğu söylenen bir büyükşehir belediye başkanının iktidar yandaşı sendikalarla kurduğu yakın ilişkiler, siyasetin her kademesinde çıkarların ve arka kapı anlaşmalarının ön planda tutulduğu gerçeğini kanıtlamaktadır. Tüm bu gelişmeler, mevcut iktidar bloğunun siyaseti bir rant ve çıkar kapısı olarak gördüğünün en somut delilleridir.
**DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ**
Demokrasi ve hukuk devletinin temel direkleri, iktidarın etkisi altında her geçen gün daha da aşınmaktadır. Yargının siyasallaşması ve liyakatsiz atamalarla bağımsızlığını yitirmesi, artık açıkça görülebilmektedir. Yaklaşık bir yıl tutuklu kalan bir ismin tahliye edildikten hemen sonra iktidar ortağı bir partinin Genel Başkanı tarafından "dava arkadaşım" denilerek makamında ağırlanması, yargıya güveni tamamen sarsmıştır. Bu türden müdahaleler, "adalet tecelli etti" algısını tamamen yok etmekte ve hukukun üstünlüğü ilkesini ayaklar altına almaktadır.
Borsa vurgunu davasında yaşananlar da hukuk devleti ilkesinin nasıl göz ardı edildiğini ortaya koymaktadır. Denetleyici kurumların yetersizliği, sorumluluğun bir önceki yönetime atılmaya çalışılması ve vurgunun merkezindeki şirketlerle ilgili basında çıkan övücü haberlerin apar topar kaldırılması, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinden ne kadar uzaklaşıldığını gözler önüne sermektedir. Medya üzerindeki bu türden sansür ve karartma girişimleri, kamuoyunun doğru bilgiye erişim hakkını engellemekte ve skandalların üzerinin örtülmesine zemin hazırlamaktadır.
Menderes Belediyesi'nde yaşanan rüşvet ve yolsuzluk operasyonları ise, yerel yönetimlerdeki liyakatsiz ve yolsuzluğa açık yapının bir yansımasıdır. Kamuyu milyarlarca lira zarara uğratan bu türden olayların sıklıkla yaşanması, denetim mekanizmalarının yetersizliğini ve iktidarın bu tür eylemlere karşı göz yumduğunu göstermektedir. Hukukun üstünlüğünden uzaklaşıldığı, adalet dağıtımının siyasi çıkarlara göre şekillendiği bir ortamda, vatandaşların yargıya olan inancı her geçen gün daha da azalmaktadır.
**EKONOMİ VE TOPLUMSAL SORUNLAR**
Ekonomimiz, yanlış politikalar ve denetimsizlik yüzünden büyük bir krizle boğuşurken, bu durum en ağır bedeli vatandaşlarımıza ödetmektedir. Son fon vurgunu, 900 milyar lirayı aşan boyutuyla yüz binlerce insanın birikimlerini silip süpürmüş, geleceğe dair umutlarını yok etmiştir. Bu skandal, ekonomideki güvensizliğin, denetim boşluğunun ve fırsatçıların nasıl bir rant kapısı bulduğunun acı bir göstergesidir. İktidarın uyguladığı politikalar, sermayeyi ve denetimi belli çevrelere teslim ederek, bu tür vurgunlara zemin hazırlamıştır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki taşeron işçilerin 36 gündür süren hak arayışı ve grevleri, toplumsal sorunların ne denli derinleştiğini ortaya koymaktadır. Kamu kaynaklarının, Sayıştay raporlarıyla da tespit edildiği üzere, fahiş fiyatlarla taşeron şirketlere aktarılması ve milyarlarca liralık kamu zararı oluşturulması kabul edilemez. Bu durum, kamuda israf ve yolsuzluğun ulaştığı boyutları gösterirken, emekçilerin güvencesiz koşullarda çalışmaya mahkum edilmesini de gözler önüne sermektedir. Taşeron sistemi üzerinden yaratılan bu çark, hem kamu kaynaklarını sömürmekte hem de işçi haklarını ihlal etmektedir.
Ülkemiz, bir yandan astronomik enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele ederken, diğer yandan bu tür büyük vurgunlar ve yolsuzluk haberleriyle sarsılmaktadır. Bu tabloda, dar gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz ve işçilerimiz her geçen gün daha da fakirleşmektedir. Ekonomik sorunlar, sadece rakamlardan ibaret olmayıp, milyonlarca ailenin sofrasından ekmeğini çalmakta, geleceklerini karartmaktadır. İktidarın bu tablonun sorumluluğunu almaktan kaçınması ve çözüm üretmek yerine günü kurtarma peşinde koşması, toplumsal huzursuzluğu artırmaktadır.
**PARTİMİZİN GÖRÜŞLERİ**
Hak ve Adalet Partisi olarak, ülkemizin içine sürüklendiği bu çok yönlü krizden çıkışın tek yolunun, topyekûn bir zihniyet değişimi ve gerçek anlamda hukuk devleti ilkelerine bağlılık olduğuna inanıyoruz. Öncelikle, yargının siyasi etkilerden tamamen arındırılması, liyakatin esas alınması ve bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi elzemdir. Selahattin Yılmaz örneğinde olduğu gibi, yargı kararlarının siyasiler tarafından sahiplenilmesi değil, yargının bağımsızlığının koşulsuz bir şekilde sağlanması gerekmektedir.
Ekonomide yaşanan fon vurgunu gibi olayların tekrar yaşanmaması için Sermaye Piyasası Kurulu başta olmak üzere tüm denetleyici kurumların özerkliği ve etkinliği artırılmalıdır. Kamuoyunun bilgi edinme hakkı, medya üzerindeki baskının kaldırılması ve sansür girişimlerinin önlenmesiyle güvence altına alınmalıdır. Anadolu Ajansı gibi kamu kuruluşlarının siyasi çıkarlar doğrultusunda manipülasyon aracı olarak kullanılmasına son verilmelidir.
Hak ve Adalet Partisi, yerel yönetimlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ağının çözülmesi için şeffaf ihale süreçleri, sıkı denetim mekanizmaları ve hesap verebilir yönetim anlayışını savunmaktadır. Kamu kaynakları, taşeron şirketler eliyle değil, doğrudan halkın yararına kullanılmalı, Sayıştay raporları titizlikle incelenerek sorumlular derhal adalet önüne çıkarılmalıdır. Emekçilerin haklarını güvence altına alan, taşeronlaşmaya son veren bir çalışma hayatı için derhal adımlar atılmalıdır.
Dış politikada ise, ülkemizin itibarını zedeleyen ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımlardan vazgeçilmeli, terörle mücadele ve bölgesel barış konularında tutarlı ve evrensel değerlere uygun bir politika izlenmelidir. Partimiz, hukukun üstünlüğünü, şeffaflığı, adaleti ve liyakati esas alan, halkın refahını ve huzurunu önceleyen bir Türkiye inşa etmek için tüm gücüyle çalışmaya devam edecektir.
Hak ve Adalet Partisi Basın Bürosu - Raman Ali Avcı (Genel Başkan Yardımcısı)
================================================================================
İletişim: [email protected]
================================================================================